13 Nisan 2011 Çarşamba

Unutulmaz Film Repliklerinden


"Makyajına ve yüzündeki boyalarına güvenme.
Yollar da güzeldir ama altından kanalizasyon geçer." (Scarface - Yaralı Yüz)


"Eğer kaçamıyorsan ve başkalarına bağımlıysan, gülümseyerek ağlamayı öğreniyorsun." (Mar Adentro İçimdeki Deniz)


"Mutluluk sadece paylaşıldığında gerçektir." (Into The Wild – Özgürlük Yolu)


"Hayat bizi yere serebilir fakat ayağa kalkıp kalkmamak bize kalmış." (Karateci Çocuk)


"Uyku umrumda değil, Leon. Ben aşk istiyorum ya da ölüm." (Léon)


"Hayatta en zoru, birinin seni sevmesine izin verecek cesarete sahip olmaktır." (The Wedding Date  - Kiralık Sevgili)


"Sevdiğin tek kişiyle olamadığında, seni seven tek kişiyle kalabilir misin?"
(Alacakaranlık Efsanesi: Yeni Ay)


"Bir şeye gerçekten sahip olmak istiyorsan, bırak gitsin.
Dolaşıp sana geri dönüyorsa, artık sonsuza dek senindir." (Ahlaksız Teklif)

11 Nisan 2011 Pazartesi

SUSMAK VE ÖĞRENMEK


E-postama gelen çok güzel bir paylaşım....

Bir gün susmayı öğrendim. Öyle bir sustum ki belki sonsuza kadar susacaktım.
Çünkü susmak benim küçücük dünyamda babamla kurduğum iletişim tarzıydı. Babam akşamları eve yorgun dönerdi. Ben bütün gün evde sıkılır onun gelişini iple çekerdim.
Daha o kapıdan girer girmez boynuna atılır onunla oynamak isterdim. Babam sarılır, öper sonra da, hadi odana git, derdi. Yemek hazırlanınca annem çağırır bu defa masada bir araya gelirdik babamla.Onlar annemle konuşurken ben araya girer, sesimi duyuramayınca da bağırırdım. Babam sinirlenir, 'Bütün gün insanlara kafa patlatmaktan bunaldım, birde sen kafamı ütüleme!' derdi. Annem de 'Bütün gün zaten seninle uğraştım, bir çift laf da mı konuşturtmayacaksı n babanla?' diye
çıkışır, beni odama gönderirdi.
Çaresiz bir şekilde boynumu büker odama yani hapishaneme doğru yol alırdım. Babam arkamdan, 'Bizim bir odamız bile yoktu, her şeye sahip, hâlâ ne istiyor anlamadım.' diye bağırmaya devam ederdi. 'Keşke benim de bir odam olmasaydı, keşke bizim de evimiz bir odalı olsaydı da hep birlikte otursaydık' derdim içimden; ama yüksek sesle söylemeye cesaret edemezdim.
Yemekten sonra babam kanepeye uzanır, eline kumandayı alır, televizyon  seyrederdi. Beni yanına çağırır biraz severdi. Onun izleyeceği önemli birşey varsa
beni adeta yerimden bile kıpırdatmazdı. Azıcık hareket edip koşup oynamaya çalışsam oda hapsim yeniden başlardı. Bir gün anladım ki susunca babamla daha iyi anlaşıyoruz. Bu defa susarak yapabileceğim oyunlar geliştirmeye başladım. Önce resim yaparak başladım işe. Babam çizdiğim resimleri çok beğeniyor; 'Bak, böyle uslu uslu oyna işte.' diyordu. Babam bazen göz ucuyla bakıyor, resimle ilgili bir şey sorsam afallıyordu. Ama bana kızarak beni artık odama göndermiyordu.
'Son günlerde ne de akıllandı benim oğlum.' diye komşulara anlatıyordu  annem halimi.
Resimlerim arttıkça ortalık dağılmaya başladı. Annem 'Odanı topla!'diye odama kapattığında işe nereden başlayacağımı bilemiyordum.
Ben bunlarla uğraşırken zaman geçiyor; ama odamı toparlamayı beceremiyordum. Annem odama gelip 'Bak sana resim yapmayı yasaklayacağım. ' dedi bir gün. Susuyor olmamı usluluk olarak değerlendiren ailem resim yapmayı da elimden alırsa ben ne yapacaktım?  

Bu düşüncelerle bir aile tablosu yaptım. Babam eve gelince uygun zamanı kolladım. Her zamanki gibi yemekler yendi, odaya geçildi. Babam oturur oturmaz çizdiğim resmi getirdim. Babam baktı. Hım, dedi 'Çok güzel  olmuş.Bu adam benim herhalde.' dedi.
Ben 'Hayır o adam değil, bu çocuk sensin.'dedim. O 'Hayır, bu adam benim, bu çocuk sensin, bu küçük kız da arkadaşın.'dedi.
Ben yine 'Hayır, o büyük adam benim, bu küçük adam sensin, bu küçük kız da annem.' dedim.
Babam benimle uğraşmaktan vazgeçip: 'Peki neden bizi küçük çizdin?' dedi. Heyecanla başladım anlatmaya.Ben büyüyüp adam olacağım. İş bulup çalışacağım. Siz yaşlanıp küçüleceksiniz. Beliniz bükülecek, komşumuz Ahmet amca ile Ayşe teyze gibi küçücük kalacaksınız. Ben işten geldiğimde yorgun olacağım. Siz benimle konuşmaya çalıştığınızda işyerinde kafam şişmiş olacağından sizi duymayacağım bile. Siz benimle bir şeyler paylaşmak istediğinizde 'Hadi odanıza çekilin de kafa dinleyeyim.' diyeceğim. Ve bir de bağıracağım 'Her şeylerini alıyorum. Sıcacık odaları da var, daha ne istiyorlar' diye. 

Annemle babamın gözleri fal taşı gibi açılmıştı. Duyduklarına inanamıyorlardı . Bana sarılıp beni öyle içten bir okşayışları vardı ki  sonsuza kadar konuşsam hiç bıkmadan dinleyecekler gibiydi

Farkında' Olmalı İnsan...Kendisinin, Hayatın Olayların, Gidişatın Farkında Olmalı 

Ömür Dediğin Üç Gündür,

Dün Geldi Geçti

Yarın Meçhuldür,

O Halde Ömür Dediğin Bir Gündür,

O Da Bugündür

7 Nisan 2011 Perşembe

Onurlu İnsan Yağmalamaz

Bir kaç hafta önce Japonya'yı vuran depremden sonra e-posta'ma gelen çok doğru ve düşündürücü bir paragraf....  

 

"Japonya'daki korkunç deprem ve Tsunami sonrası bir tek YAĞMA OLAYINA bile rastlanmaması, rastlantı değildir sanırım. İnsanlar acılarına ve 'her şeye rağmen' sakin, evlerinden arta kalanları temizliyor, bir yandan da komşularına yardım ediyor. Dünyanın en medeni (!) sayılan ülkelerinde dahi doğal afetler sonrası yağma olayları eksik olmadı, JAPONYA'DA İSE OLMADI.. Beyaz ırk, küstahça 'küçük adamlar' diye adlandırdığı Japon Ulusunun büyüklüğünün farkında mı acaba..?"




Aziz Nesin'den bir küçük hikaye


Beş yaşımdayım. Bana daha o yaşımda okuma-yazma, matematik, sarf ve nahiv (dilbilgisi ve sözdizimi)  ve tecvit öğreten ve Kur'an'ı ezberleten Galip Amcam şu gülütü anlatmıştı:

Köpeğe sormuşlar:
- Niçin havlayıp duruyorsun?
- yürekliliğimden ... demiş köpek.
- Öyleyse gerin niçin gelip gidiyor?
Köpek yanıtlamış soruyu:
- Korkumdan!

Altmış yedi yıldan  beri unutamadığıma göre, ölene dek unutamayacağım bu gülütü duyduğumdan bu yana, yaşamımdaki deneyimlerimde gözlemledim ki, havlayıp hırlayarak,  zart zurtla, zorbalıkla, dayak ve işkenceyle başkalarını korkutmak isteyen ve korkutanların kendi­leri daha çok korkmakta ve korkularından gerileri gidip gelmektedir.

Başkalarını korkutmaya çalışan ve korku­tanların kendileri daha çok korkarlar ve korktukça, korkularını yenmek için daha çok korkutmaya çalışırlar.
Bu korku kısırdöngüsü böylece sürer.
Gerçekten yürekli olanlar, ne başkalarını korkutmaya çalışır, ne kendileri korkarlar.

Aziz NESİN

6 Nisan 2011 Çarşamba

Teğmen'in Savunmasından....

 Ergenekon davasında sanık teğmenin mahkemedeki konuşmasından.... e-postaların birinden alıntıdır...
 
" ’Tüfek icat oldu mertlik bozuldu’ derlerdi.
Şimdi namertlik kavramı da değişti.
3 kuruşluk mermi yerini 25 kuruşluk CD’ye bıraktı.
Gez, göz, arpacığın yerini, CD, bilgisayar ve enter aldı.
’Kasten" yapılan işlemlerin yerini ise ’Sehven’ aldı.
Hedef dün olduğu gibi bugün de Türk askeri.
Çanakkale’de yenemediler, Sarıkamış’ta yok edemediler, Kurtuluş Savaşı’nda da yenemediler.
Şimdi bizi üfleyerek yok etmeye çalışıyorlar.
Biz Mustafa Kemal’in askerleriyiz. Işığımız o"
 
Tutuklu Sanık Teğmen Mehmet Ali Çelebi