10 Mayıs 2010 Pazartesi

Hayatın Anlamı

eğer, yeniden başlayabilseydim yaşamaya,
ikincisinde daha çok hata yapardım.
kusursuz olmaya çalışmaz, sırtüstü yatardım.
neşeli olurdum, ilkinde olmadığım kadar.
çok az şeyi ciddiyetle yapardım.
temizlik sorun bile olmazdı asla.
daha çok riske girerdim,
seyahat ederdim daha fazla.
daha çok güneş doğuşu izler,
daha çok dağa tırmanır,
daha çok nehirde yüzerdim.
görmediğim bir çok yere giderdim.
dondurma yerdim doyasıya,
daha az bezelye.
gerçek sorunlarım olurdu
hayali olanların yerine.
yaşamın her anını gerçek ve
verimli kılan insanlardan olurdum.
farkında mısınız bilmem, yaşam budur zaten.
anlar, sadece anlar, siz de 'an' ı yaşayın.
hiçbir yere, yanına: termometre, su, şemsiye ve
paraşüt almadan gitmeyen insanlardanım ben.
yeniden başlayabilseydim,
ilkbaharda, papuçlarımı atardım.
ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çıplak ayakla.
bilinmeyen yollar keşfeder, güneşin tadına varır,
çocuklarla oynardım, bir şansım olsaydı eğer...
ama işte, 85' imdeyim ve biliyorum...
ölüyorum...
jorge luis borges





9 Mayıs 2010 Pazar

HAYAT NEDİR?


Eski zamanlarda Hint İmparatoru, satranç oyununu yanında bir mektup ile hediye olarak Pers İmparatoruna göndermiştir.  Mektubunda oyunla ilgili hiç bir açıklama yapmazken şöyle bir mesaj
yazmıştır;
'Kim daha çok düşünüyor, Kim daha iyi biliyor, Kim daha ileriyi görüyorsa O
kazanır. İşte hayat budur...'
Pers İmparatoru donemin en alim veziri olan Buzur Mehir ile bu mesajı paylaşarak, ondan oyunu çözmesi ve kendisinin de karşılık olarak Hint İmparatoruna hediye edilmek üzere başka bir oyun icat etmesini ister. Vezir haftalarca çalıştıktan sonra gönderilen satrancın her tas hareketini ve oyunu çözer, daha sonra da on günde tavlayı icad eder ve  imparatora sunar. Pers imparatorunun bas veziri Buzur Mehir tarafından 1400 yıl önce tasarlanan tavla oyunu, dünyanın en popüler oyunlarından biridir.

Zaman kavramından alınan ilhamla tasarlanan oyunun zamana böylesine direnmesi son derece etkileyici:
-Senenin birliği olarak tavla bir tanedir;
-4 köşesi 4 mevsimi,
-tavlanın içindeki karşılıklı  6'sar hane 12 ayı,
-pulların toplamı ayin 30 gününü,
-siyah-beyaz pullar gece ve gündüzü,
-karşılıklı 12'ser hane günün 24 saatini simgeler...

Hint İmparatoruna satranca karşılık olmak üzere tasarlanan tavla oyunuyla birlikte gönderilmek üzere şöyle bir mesaj hazırlanır :
*'Evet, Kim daha çok düşünüyor, Kim daha iyi biliyor, Kim daha ileriyi görüyorsa O kazanır. AMA BIRAZ DA SANS GEREKİR. İşte hayat budur...'

Yürek dediğin...


Babası öldü.
Yetim büyüdü.
Üvey evlat oldu.
Tutuklandı.
Hapse atıldı.
Sürüldü.
İşsiz kaldı.
(Şöyle yazıyordu o sıkıntılı günlerde kaleme aldığı günlüğüne: Harcamalarım
fazla değil, zira gelirim hep az.)
Hastalandı...
Böbreklerinden.
Vuruldu...
Göğsünden.
Mesleğinden atıldı.
İdama çarptırıldı.
Kardeşleri öldü.
Çocuğu olmadı.
Boşandı.
Karaciğeri iflas etti.

Evet, bu insan
Mustafa Kemal Atatürk

Evladı olmayan bir yetimin, duygularını anlatın... Anlatın ki, o yetimin,
evlatlarımıza bıraktığı hediyenin kıymetini anlasın evlatlarımız.

Cumhuriyet, çocuklara anlatıldığı gibi, folklorik bir müsamere coşkusundan
ibaret değil çünkü...
Anlatın ki, kökeninde barınan derin hüznü kavrasınlar.

İşte liste yukarıda.
Kısacık ömründe bir insanın başına ne felaket gelebilirse, gelmiş...
Bunu anlatın.
Direnen...
Teslim olmayan ruhu anlatın.

Korkmasınlar engellerden.
Korkmasınlar yalnız kalmaktan.
Korkmasınlar işsizlikten.
Korkmasınlar parasızlıktan.
Korkmasınlar alçaklardan.
Korkmasınlar doğrulardan.

Yürek dediğin...
Sadece organ değil arkadaş.
Bunu anlayın!!!

8 Mayıs 2010 Cumartesi

GERÇEK DOSTLARA


Hani, diyorum da, insanın gerçekten mükemmel bir dostu olsa...
"Onu", şöyle, içine sindire-sindire, kocaman bir sarılsa...
Yüreklilikle  söylediğiniz... "Canım  benim!.. dediğiniz...
Telefonda bile saatlerce  konustuğunuz,  sıcacık biri...
Özlediğinizde,  hayal  kurduğunuzda   yanınızda o var mı?
Sizi hiç yalnız   bırakmayan biri...
Cesur, sempatik, azimli, kararlı,..
Arayan, soran, "Seni özlüyorum" diyen biri.
Böyle bir canlı  ile her  şeyi  konuşabilir, paylaşabilirsiniz.
Yanıltmaz!
Anlayışla  karşılar her şeyi...
Hataları,   günahları-sevapları,   her bir  şeyi konuşabilirsiniz onunla...
Bir arayış  içinde olmanıza gerek yoktur.
O kendiliğinden   çıka gelir zaten. Bir gün bir bakarsınız, karşınızda...
Bir de bakmışsınız   sımsıcak  sohbetler, derin konular, sırlar,paylaşımlar...
Kimseye   söyleyemediğinizi,   en   yakınınıza anlatamadığınızı,geçmişteki izleri,  geleceğe   dairlerinizi,  sadece ona anlatır olursunuz.
Kadın,   erkek   fark etmez.
Bir dost bulun!  Ama gerçek olsun.
Aradığınızda   işinizi   değil,   sizi soran...
Kötü gününüzde ev sahibi,  iyi gününüzde  kiracınız olsun.
Anlatsın,   konuşsun,   açık-seçik,   korkmadan yaşasın.
Güvensin!
Cinsiyeti olmasın!   
Bir kartal kadar haşin,   bir maymun kadar şaklaban, bir ceylan kadar narin olsun.
Doğruları   söylesin.  Gözleriyle ve kalpten konuşsun.
Yaşasın!    Doya doya yaşasın,  doya doya  yaşatsın.
Beyninden değil,  yüreğinden versin.
"Olsun varsın! Paylaşırım." desin.
Bir dostunuz olsun.
Sizi ve benliğinizdekileri paylaşsın...  Dost olsun!
Ama...
Gerçek bir dost..

H O ş Ç A K A L I N
D O S T Ç A K A L I N


Can DÜNDAR

6 Mayıs 2010 Perşembe