4 Nisan 2011 Pazartesi

AĞAÇLARIN DİLİ


EN AZINDAN AĞAÇ ÇEŞİTLERİNİ HATIRLIYALIM....

Dogdugunuz gun, hangi agactan geldiginizi!!! ortaya cikariyor. Iste tarihler ve ozellikleriniz. ..

23-31 Aralik : Elma Agaci
01-11 Ocak : Koknar
12-24 Ocak : Karaagac
25 Ocak-3 Subat : Selvi
04-08 Subat : Kavak
09-18 Subat : Sedir
19-28 Subat : Cam
01-10 Mart : Salkimsogut
11-20 Mart : Ihlamur
21 Mart : Mese
22-31 Mart : Findik
01-10 Nisan : Uvez
11-20 Nisan : Akcaagac
21-30 Nisan : Ceviz
01-14 Mayis : Kavak
15-24 Mayis : Kestane
25 Mayis-3 Haziran : Disbudak
04-13 Haziran : Gurgen
14-23 Haziran : Incir
24 Haziran : Hus
25 Haziran-4Temmuz : Elma
05-14 Temmuz : Cam
15-25 Temmuz : Karaagac
26 Temmuz-4Agustos : Selvi
04-13 Agustos : Kavak
14-23 Agustos : Sedir
24 Agustos-2 Eylul : Cam
03-12 Eylul : Salkim sogut
13-22 Eylul : Ihlamur
23 Eylul : Zeytin
24 Eylul-3 Ekim : Findik
04-13 Ekim : Uvez
14-23 Ekim : Akcaagac
24 Ekim-11 Kasim : Ceviz
12-21 Kasim : Kestane
22 Kasim-1 Aralik : Disbudak
02-11 Aralik : Gurgen
12-21 Aralik : Incir
22 Aralik : Kayin

Elma : (Ask) Cazibeli, fiziksel olarak dikkat cekici, etkileyici.. . Hos bir auraya sahip. Flortoz ve maceraperest ama hassas ve her zaman asIk bir tip. Sevmeye ve sevilmeye merakli. Sadik ve hassas bir es. Comert. Bilimsel konulara yetenegi var. Bugun icin yasar. Hayalgucu yuksek.
Kestane : (Durustluk) Alisilmadik bir guzelligi vardir ama insanlari etkilemek gibi bir derdi yoktur. Adil ve neselidir. Dogustan diplomattir. Cok kolay huzursuzluga kapilir ama her turlu iliskisinde hassastir. Bazen olagandisi davranir. Sevgili bulmakta gucluk ceker.

Incir : ( Hassasiyet) Cok guclu, bagimsiz, tartismalara ve zitliklara fazla izin vermeyen, aile hayatina duskun, iyi bir baba ve hayvan severdir. Sosyal bir kelebek gibidir. Espriden anlar, aylakligi ve tembelligi de sever. Bencilligi vardir. Akilli ve pratiktir.

Disbudak : (Hirs) Farkli bir cekicilige sahip, hayat dolu,talepkar, dusuncesizce hareket eden ve elestirilere kulak asmayan biri. Hirsli, akilli, yetenekli, kaderine
hukmetmeyi seven, egoist olmaya elverislidir. Ama ona guvenebilirsiniz. Bazen beyni kalbine hukmedebilir. Iliskiler cok ciddiye alir ve sadiktir.

Kayin : (Yaraticilik) Iyi bir zevki vardir. Gorunuse ve kendi goruntusune onem verir. Materyalistik sayilir. Hayati ve kariyeri icin cok ve duzenli calisir. Ekonomiktir. Gereksiz risklere girmez. Makul bir tiptir. Diyet ve sporla fizikine dikkat eder

Hus : (Esinlenme) Hayat dolu, etkileyici, elegan, arkadas canlisi, gosteristen uzak, mutevazi, asiriliklardan hoslanmayan, kaba seylerden nefret eden biridir. Dogal ve sakin bir yasami tercih eder. Fazla tutkulu degildir. Hayal gucu yuksek ve az hirslidir. Sakin ve uygun ortamlar yaratir.

Sedir : (Guven) Zarif, her ortama ayak uydurabilen, luksu seven, sagligina dikkat eden, kendine guvenen, baskalarina da biraz yukaridan bakan biridir. Kararli, sabirsiz ve baskalarini etkilemeyi sever. Iyimserdir ve beceriklidir. Tek ve gercek askini bekler. Cabuk karar verir.

Selvi : (Sadakat) Guclu, fiziksel olarak kasli, her ortama uyabilen, hayatla fazla ugrasmayan, hosnut, iyimser, paraya meraklidir Yalnizliktan nefret eder. Kolay kolay tatmin edilemeyecek kadar tutkuludur. Ama sadiktir. Modu cabuk degisir. Kurallara boyun egmez. Biraz da ukala ve ilgisizdir.

Karaagac : (Asil): Musfik, fiziksel olarak duzgun, giyimine dikkat eden, taleplerinde asiriliga kacmayan, insanlara nese verebilen, liderlik etmeyi seven ama kendisi altta olmayi sevmeyen biridir. Durust ve sadik bir estir. Baskalari icin karar vermeyi sever. Comerttir. Pratik zekasi guclu ve iyi bir espri anlayisi vardir

Koknar : (Gizem) Sira disi bir zevki vardir. Sofistike ve kadirsinastir. Guzel olan her seyi sever. Dik basli, cabuk mod degistiren,bencil olmasina ragmen kendisine yakin olanlarla ilgilenen biridir. Cok mutevazi oldugu soylenemez. Hirslidir. Memnun edilmesi zor bir sevgilidir. Cok arkadasi vardir. Cunku ona guvenebilirsiniz.

Findik : (Olaganustu) Cekici, anlayisli, insanlari nasil etkileyecegini bilen, fazla talepkar olmayan, sosyal hayatta aktif ve girisken hatta dovusken biridir. Populerdir. PsIkolojik durumu cabuk degisir. Kaprisli bir asIktir. Ama durust ve esine toleransli davranir. Kusursuz bir yargi yetenegi vardir.

Gurgen : (Zevk sahibi) Cool bir guzel. Dis gorunusune ve bakimli Olmaya dikkat eder. Zevk sahibidir. Baskalarini kendinden fazla dusunur. Hayati mumkun oldugunca kolay bir hale getirmeye calisir. Disiplinli bir hayat icin kilavuzluk eder. Iliskilerinde kibardir. Farkli Sevgililer bulmak ister. Duygulariyla ilgili olarak mutlulugu yakalamasi kolay olmaz. Cogunlukla da baskalarina guvenmez. Kararlarindan da asla emin olmaz.

Ihlamur : (Suphe) Hayatin ona getirdiklerini kabul eder. Kavga ve tartismadan nefret eder. Caliskandir, tembelligi ve bencilligi hic sevmez, streslidir.Yumusak huylu ve merhametlidir. Arkadaslari icin cekinmeden fedakarlik yapar. Becerikli olmasina ragmen bunlari degerlendirmesini bilmez. Mizmizdir. Kiskanc fakat vefalidir.

Akcaagac : ( Ozgur zeka) Hayal gucu ve orijinalliklerle dolu hic de siradan olmayan biridir. Utangac, hirsli, gururlu, kendine guvenli, yeni deneyimlere ac biridir. Genellikle sinirli ve gergin bir yapisi vardir. Hafizasi kuvvetlidir. Cok kolay ogrenir. Ask hayati biraz karmasIktir. Baskalarini etkilemeyi sever.

Mese : (Cesaret): Saglam yaradilisli, cesur, guclu, bagimsiz ve giriskendir. Acima duygusu cok yoktur. Isini sansa birakmayi sevmez. Ayaklarini yere saglam
basmak ister. Hareketlidir
Zeytin : (Erdem): Gunesi, sicak havalari sever. Makul biridir.Kibar duygulari vardir! Agresyon ve siddetten kacinir. Sakin ve toleranslidir. Adalet duygusu gelismistir. Hassas, kiskancliktan uzak bir yapisi vardir. Okumayi ve sofistike insanlarla muhatap olmayi sever

Cam : (Titiz) Uyumlu iliskileri sever. Dinc ve gucludur. Nasil rahat edilebilecegini bilir. Dogal ve hareketli biridir. Iyi bir partnerdir Cok arkadas delisi degildir. Cabuk asIk olur ama atesi cabuk soner.Her seyden kolay vazgecebilir. Ideali bulana kadar her sey gecicidir. Guvenilir ve pratiktir.

Kavak : (Tatminsiz) Fazla kendine guvenmeyen, sadece gerektigi zaman cesaretli olan biridir. Arkasinin guclu olmasini ve sIki insanlarla muhatap olmasini sever. Cok secicidir. Genellikle yalnizdir. Artistik bir dogasi vardir. Kin tutar. Iyi bir organizatordur. Felsefi takilmayi sever. Ama her durumda guvenilebilir biridir. Iliskilerini de cok onemser.
Uvez : (Hassasiyet) Dikkat cekici, nese verici, bencillikten uzak dikkat cekmeyi seven biridir. Hayata baglidir. Yerine ve duruma gore hem bagimli hem bagimsiz
olabilir. Zevklidir. Duygusal, hassas, tutkulu ve artistik ozellikleri vardir. Iyi bir es olur ama cok zor affeder.

Ceviz : (Tutku): Garip ve zitliklarla dolu biridir. Egoist ve agresiftir. Beklenmedik tepkiler gosterir. Asil bir ruhu vardir. Spontanedir. Cok hirslidir ve hic esnekligi yoktur. Zor ve alisilmisin disinda bir estir. Cok zor begenir. Sadece takdir eder. Cok kiskanc ve tutkuludur. Uyum gostermek icin fazla fedakarlik etmekten de hoslanmaz. Ilginc stratejiler uretir.

Salkimsogut : (Melankoli) Guzel ve cok melankoliktir. Etkileyicidir. Guzel ve zevkli seylere meraklidir. Seyahat etmeyi sever. Hayalperesttir. Kaprisli ama durusttur. Baskalarinin duygularina onem verir.Cabuk etki altinda kalir ama beraber yasanmasi zordur. Talepkardir. Sezgileri de kuvvetlidir. AsIkken aci ceker ama demir atabilecegi birini bulabilir

2 Nisan 2011 Cumartesi

Sevilmek için Randevu


Uykusunun baldan tatli oldugu sabahlarda, melek öpüslerle uyandirilmaz olur. Anne bagirir:
"Cabuk ol servisi kaciracaksin!"
Baba kükrer:
"Ne yatmasini biliyorsun, ne kalkmasini!"
Sabahlari günesin dogusunu bilmez cocuk. Hic aydinlanmadan kalkar ici. Taze bir sabah, bayat bir günün devamidir cok zaman.
Her sabah adina yuva denen, adina kres denen o yere birakilir. Baskalarinin annesinde, kendi annesinin hasretini ceker günboyu. Sabahin köründe „benim annem ne zaman gelecek“ diye gözyaslari eker solgun yüzüne dizi dizi.
Aksam ne uzundur. Yuva nice gürültülü.
Sevgilerini konusurlar efkarli saatlerde.
„Benim babam beni cok seviyor.“
„Hayir, benim babam beni daha cok seviyor.“
„Hadi ordan, beni hem babam hem annem daha cok seviyor.“
Baskalarinin babasi kendi cocuklarini cok severse, sanki kendi babalarinin sevgisi azalacakmis gibi kavga ederler. En cok sevilen olmaktir tutkulari. Her pazartesi ne kadar sevildiklerinin ispatini yapmaya koyulurlar.
„Benim babam beni hamburger yemeye götürdü.“
„Biz hem hamburger yemeye gittik, hem de Luna parka gittik.“
„N`apalim. Benim annem beni sinemaya götürdü. Arslan Kral filminde agladik annemle birlikte.“
„Kizlar aglar zaten. Aglamanin neresi eglenceli?“
„Biz babamla mac ettigimiz zaman cok egleniyoruz.“
„Benim babam benimle degil, arkadaslariyla mac etmeye gidiyor.“
„Bak demek ki benim babam beni daha cok seviyor. Bi kere biz ikimiz, yani babamla ben, mac ediyoruz.“
Pazartesileri hep böyle gecer.
Herkes kendi babasinin en sevgili baba oldugunu ispat etmeye calisir. Öteki cocuklar yeni sevgi ispatlarini ortaya koydukca icini bir ürperti kaplar. Baskalarinin babasi cocuklarini daha cok mu seviyordur acaba? O reklam gelir aklina. Kahrolasi reklam. „Evinizi seviyorsunuz, arabanizi seviyorsunuz... Beni sevmiyor musunuz?“
Inanmak üzeredir onu sevmediklerine. Arka koltuga gazoz döktü diye ne cok bagirmisti babasi. Ama olsun, arkadaslarina bunu anlatmazsa eger, babasinin arabasini kendisinden cok sevdigini nereden bilecekler.
Keske her Pazartesi en sevilen evlat oyununu oynamak zorunda kalmasaydi. Bunun icin Pazartesileri hep hasta numarasi yapmasi. Uyanamamasi. En sevilen cocuk olmak yarismasi, bilseniz ne kadar zor diyebilse bir gün, her sey ne kadar kolay olacak.
Oyunu degistirebilirdi. Bu oyunun maglubu oldugunu arkadaslari ögrenecek diye her Pazartesi karanlik bir kuyu olmazdi o zaman. Herkesin annesinin ve babasinin ne kadar iyi anne baba oldugu, cünkü onlara ne cok pahali oyuncak aldiklarinin konusulduklari bir sira „beni anneannem cok sever“ diye bagiriverdi. Sustu arkadaslari. Söyleyebilecek bir sey bulamadilar bir an.
Akin boynunu büküp „benim anneannem yok“ dedi.
Üzüldü o zaman. Ama geri dönemezdi. „benim anneannem beni cok sever. Masal anlatir bana. Yaramazlik yapinca `dayinda böyleydi` der gülerek.“
Arkadaslari ne kadar dinliyor diye sustu birden. Kendisine dogru yönelmis merakli bakislari keyifle seyretti.
Agizlari acik „Ee sonra?“ diyorlardi.
„Sever beni. Masal anlatir. Hic susturmaz beni. Ben konustukca güler. Hay cocuk der. Sen beni güldürdün. Allah da seni güldürsün, der.“
Herkes bir masal büyüsü ile dinlerken onu, anneannesini öteki cocuklarla paylastigini düsünüp susuverdi.
Üsteledi arkadaslari. „Hadi anlatsana!“ dediler.
Top havuzuna dogru kosup „Herkesin anneannesi kendine“ diye bagirdi.
Akin itiraz etti. Hic olmazsa arkadasinin anneannesinde tatmadigi bir duyguyu tadacagini düsünürken ne diye oyunbozanlik yapiyordu. Kizdi. „`Herkesin babasi kendisine` demiyordun ama!“
Duymazliga geldi. Anneannesini hic kimselerle yaristirmak istemiyordu, iste o kadar.
Aksam cabuk oldu. Bu oyunu kazanmisti. Muzaffer bir komutan edasinda dolasti bütün gün. Artik annesine neden Pazartesileri yuvaya gitmek istemedigini anlatabilirdi. Yorganin altina saklanmazdi bundan böyle. Her Pazartesi anneannesinden bir demet yapip götürürdü.
Kapidan iceri girer girmez neseyle bagirdi: „Anne biliyormusun bugün yuvada ne oldu?“
„Görmüyor musun? Telefonla konusuyorum.“
Hic kimsenin sevdigi sey birbirine benzemiyordu. Annesi telefonu, babasi arabayi seviyordu. Hersey erteleniyordu telefon ve araba söz konusu oldugunda. Bir de eve misafir gelecek oldumu kendisine hic yer kalmiyordu. Nerelere gitsindi?
Annesi kapatti telefonu. Mutfaktan tencere kasik sesleri geliyordu. Kosarak yanina gitti.
„Sana yardim edeyim mi?“ dedi en sevimli halini takinarak. Annesi manali manali bakti.
„Hayirdir. Bir yaramazlik filan. Bak bir de seninle ugrasmayayim. Cok yorgunum zaten.“
Yorgunluk nasil bir seydi. Bazen elinde oyuncagiyla uykuya daldiginda anneannesi oyuncagi yavasca elinden alir „Nasil yorulmus yavrucak. Uykunun gül kokulu kollari sarsin seni“ diyerek alnina bir öpücük konduruverirdi.
Yorgunluk gül kokulu bir uykuya dalmaksa eger, ne diye annesi kendisiyle böyle kizgin kizgin konusuyordu.
„Annecigim yoruldugun zaman gül kokulu uykulara dalarsin. Anneannem öyle söylüyor.“
„Uykuya dalayim da gül kokulari kusur kalsin. Yorgunluktan ölüyorum.“
Bu kelimeden nefret ediyordu. Yorgunum. Yorgun oldugumdan. Böyle yorgun yorgunken...
„Annecigim sen yorulma diye...“
„Yemekte konusuruz cocugum. Bankada isler yetismedi. Baban gelene kadar bunlari bitirmem lazim. Hadi sen oyne biraz.“
„Hani siz yoruluyorsunuz ya...“
„Eeee....“
„Ben de oynamaktan yoruluyorum.“
„Ne yapayim?“
„Bilmem...“
Yapilmamasi gerekenleri biliyordu da büyükler, yapilmasi gerekenleri hic bilmiyorlardi.
Isiklar söndü birden. Annesi öfkeyle söylenmeye basladi. „Mum da yok“ diye diye karistirdi dolaplari el yordami.
Cocuk sirtüstü yatip, anneannesinin köyünü düsündü. Gaz lambasinin isiginda deli tavsan masalini anlatisini. Deli tavsanin duvardaki aksini getirdi gözlerinin önüne. Anneannesi gibi iki ellerini birlestirip isaret parmaklarini yukari kaldirarak tavsan kafasi yapti. „bak deli tavsan“ diyerek parmaklarini oynatti. Yoldan gecen arabalarin farlari duvardaki tavsana yol acti. Tavsan alabildigine hür dolasti sagda solda. Otlarla kuslarla konustu. Sonra yorgun düstü. Duvardaki görüntü o minik avuclarin acilmasiyla kayboldu. Kolu yavasca kanepeden asagi sarkti.
Neden sonra isiklar geldi. Kadin cocugun hic konusmadigini akli etti birden. Kanepeye kostu. Kücücük dizlerini karnina dogru cekerek uykuya dalmisti.
Masanin üstündeki dosyalara bakti igrenerek. Dindirilmez bir pismanlik doldurdu icini. Uyandirmaktan korka korka kücük alnina bir öpücük kondurdu. Cocuk sanki bu öpücügü bekliyormuscasina „Isin bitince beni sever misin anne?“ dedi.
Kadin, sevilmek icin randevu alan cocuguna bakarak sabaha kadar agladi.


Alıntıdır...

29 Mart 2011 Salı

Bir Kadin Gittiginde...

Kadinlar gittiklerinde arkalarinda daha buyuk bosluklar birakirlar.
Onlar bir gun cekip gittiklerinde, peslerinde ‘yetim-oksuz’ kalan cok olur:
Mutfaktaki dolap, perdeler, kavanozun icindeki eski dugmeler, ozenle saklanmis kuculmus giysiler, dolap diplerindeki kurdeleler.. .
Sabah karanliginda mutfaktan gelen tikirtilar susar, yetim kalmistir tabaklar.
Bir kadin gittiginde hep suyu unutulur saksilarin.
Sik sIk boynunu buker ’sarikiz’.
O teki kalmis eski bardagin anlamini bilen olmaz, degerini kimse anlayamaz krom hac tasinin.
Balkon artik sessizdir, koridor kimsesiz.
Bir kadin gittiginde…
Bir kadin gittiginde ne cok kisi gider aslinda; bir agir isci, bir temizlikci, bir bakici, bir bahcivan, bir muhasebeci..

Bir anne gider…
Bir dost…
Bir arkadas…
Bir sevgili…

Ne cok kisi yok olur bir kadin gittiginde.
Hep boyle olur; bir kadin gittiginde; ovguler, uyarilar, yakinmalar, dualar yetim kalir.
Kapi esigindeki ‘Dikkat et…’ duyulmaz, annesi gitmistir ‘gec kalma’nin.
Kadinlar, arkalarinda buyuk bosluklar birakarak giderler.
Bir kadin gittiginde pek cok kisi gitmistir aslinda.
Ve bir kadin gittiginde pek cok ‘yetim’ birakmistir arkasinda.

Bekir Coskun

25 Mart 2011 Cuma

FİLMAJANDA-------127 Saat (2010) (127 Hours)


Genç bir dağcı olan Aron, Utah yakınlarında büyük bir kaya parçasının arasına sıkışır ve 5 gün boyunca hayatta kalma mücadelesine giren Aron Ralston'un gerçek hikâyesi... 5 gün boyunca kolu kayaya sıkılmış, susuz ve aç kalan Aaron, arkadaşlarını, sevgilisini (Clémence Poésy), ailesini ve yolda kazadan tam önce karşılaştığı iki dağcı kızı (Amber Tamblyn ve Kate Mara) hatırlamaktadır. 5 gün boyunca yaralı halde sıkışıp kalma hali ve içsel sorunlarıyla karşılaşmak zorunda kalan Aaron aynı zamanda cesareti ve kendisini metrelerce derinlikteki bu beladan kurtarmaya yarayacak tüm yönleriyle de yüzleşir ve sonunda kurtulur. Dinamizmini hiç kaybetmeyen film, izleyiciye daha önce hiç yaşamadıkları bir yolculuk vaat ederken hayattaki seçimlerimizle ilgili sıra dışı bir hikâye sunuyor.









Tür : Dram
Gösterim Tarihi : 18 Şubat 2011
Yönetmen : Danny Boyle
Senaryo : Danny Boyle , Simon Beaufoy , Aron Ralston
Yapım : 2010, ABD / İngiltere , 93 dk.




Oyuncular
James Franco (Aron Ralston) , Kate Mara , Lizzy Caplan (Sonja) , Amber Tamblyn , Clémence Poésy





ve de hikayenin kahramanının gerçek görüntüleri:

 

15 Mart 2011 Salı

SU OLDUGUNU DUSUN...

Simdi sen "su" oldugunu dusun.
Su kadar ozel, su kadar faydali ve su kadar cok, tukenmez...
Inaniyorum ki gercekten de oylesin.
Ama ister cesmelerden dokul, ister goklerden yag, ister nehirler dolusu ak;
dibi olmayan bir kovayi dolduramazsin.
Yani seni dinlemeyenlere sesini duyuramazsin...
Unutma; daha cok bagirdiginda daha cok dinlenmezsin... Gurultunun parcasi olursun sadece!..
Suyun yaninda olanlar suyu en az icenlerdir.
Cunku; "Su nasilsa burada, luzum yok ki suyu kana kana icmeye" diye dusunurler...
Aynen, sesini surekli duyanlarin seni dinlemedikleri gibi!
Ormandaki hic bir hayvan, irmagin gurultuler koparan yerinden su icmeye calismadi simdiye kadar.
Hepsi, hep sabahin en sakin anini bekledi; suyun durgun yerlerini
bulabilmek icin gittiler ve sakin sakin ihtiyaclarini giderdiler;
Onlar icin en uygun olan ve kendi istedikleri zamanda...
Sen, hep bir su oldugunu dusun.
Su gibi guzel, su gibi yararli, su gibi vazgecilmez...
Ve su gibi hayat kaynagi oldugunu dusun.
Ama su gibi yasatici ol ; Su gibi yikici, surukleyici ve oldurucu degil!..
Sen bir su ol... Ama rahmet ol; afet degil!
Su isen tarlalarini basma insanlarin, yuvalarini yikma, ocaklarini sondurme;
Sana "felaket" denmesin!
Su isen bir bardaga sigabil ki; damarlara giresin!..
Su; yuce Tanri'nin insanlar icin yarattigi en buyuk nimetlerden biri...
Ve suya benzedigini unutma! Su gibi ozel, su gibi guzel, su gibi faydali,
su gibi luzumlu ve su gibi bitmez-tukenmez oldugunu da unutma.
Ayrica su gibi sakin olabilecegin gibi, su gibi de "kiyametler" koparici olabilecegini unutma...
Unutma; Senin isin rahmet olmak, afet degil!
Vadiler varken onunde ve ovalar varken yayilabilecegin;  kucuk irmaklara ayirabiliyorsan kendini
ve bardaklara bolebiliyorsan, hayat verirsin cevrene.
Ve yasayabilirsin dunya donmesine devam ettigi muddetce...
Yoksa hep duyulmayan, dinlenmeyen; korkulan ve kacilan olursun seller, afetler gibi...
Tercih elindeydi hep ve hep de "senin" ellerinde olacak...
Ya tutmayi ogreneceksin dilini veya hic durmadan konustugun icin,
sadece bombos ve anlamsiz sesler cikartan birisi oldugunu zannettireceksin cevrendeki insanlara!
Ama yapman gereken su degil mi?
Dusuneceksin ne zaman ne soyleyecegini.
Dusuneceksin kimin dinleyip dinlemedigini, kimin anlayip anlamadigini.
Dusuneceksin anlatmak istediklerinin ne kadarini anlatabildigini...
Hatta anlayanlarin anladiklarinin da senin anlattiklarinin ne kadari oldugunu dusuneceksin...
Ve konusmak icin en uygun zamani bekleyecek, en az ama en uygun kelimeleri secmeye calisacaksin... Ahmak olmayan yolcularin, onceden aldiklari biletleri ceplerinde oldugu halde,
saatlerini kontrol ederek, vakit yaklastiginda, vapurun kalkacagi iskelede hazir olmalari gibi,
sen defikrini bildirecegin kisinin "kiyiya yanasmasini" bekleyeceksin !..
Demeyeceksin; "Ben canim isteyince giderim iskeleye, vapur da o saniyede gelmek zorunda!.."
Demeyeceksin; "Ben aklima geleni aklima geldigi bicimde soylerim.
Karsimdaki de degil duymak, degil dinlemek, anlattigimdan bile fazlasini anlamak zorunda!.."
Keske oyle olsaydi.
Keske hakli olsaydin, ama maalesef degil...
Agzini acip"Selaleden dokulen suyu" icmeye calisan bir tavsan gordun mu hic?..
Veya onune cikan agaclari dahi surukleyen bir selden susuzluk gidermeye ugrasan bir ceylan gordun mu? Kaplanlar bile icebilmek icin suyun durulmasini bekler; beyni olan her yaratik gibi!
Hadi... Sen simdi "su oldugunu" dusun, ve kendini "su gibi" hisset...
Su gibi ozel, su gibi guzel, su gibi berrak, su gibi yararli...
Su gibi hayat kaynagi ve su gibi bitmez-tukenmez oldugunu hatirla...
Ama yine su gibi "bir kucuk bardagin icine" sigdir ki kendini;
girebilmeyi ogren insanlarin damarlarina.
Hayat ver...
Vazgecilmez ol !..
MEVLANA