18 Ocak 2012 Çarşamba

Elektrikler Kesilmisti... (daha ne istenebilirdi?)



-  A-ha; elektrikler kesildi!..
 
Resmen cart diye gidivermişti elektrikler; o kesintisiz güç kaynağı da bitmiş, bibok seyvedemeden o innncecik ekranın karşısında kalakalmıştı.
 
Aslında n’olacaktı, alt tarafı Metin3 beta oynuyordu, ama beterin beteri olmuştu:
internet minternet hiççç yoktu ve feysdeki o bin yedi yüz “yüzünü görmediği” arkadaşından kopmuştu.
 
O gün ilk defa erken çıktı işinden. Sokakta iki çocuk gördü, gözlerine inanamadı:
sokakta iki gerçek çocuk oynuyorlardı; hatta galiba teki kahkahalar atıyordu.
 
N’olmuştu; dershanelerin, internet kafelerin bir jeneratör alacak parası mı yoktu? Yoksa jeneratör koyacakları köşeye, iki sandalye daha mı konmuştu?
 
Galiba metro da çalışmıyordu. Şimdi POS cihazları da çalışmazdı; bir AVM’ye gidip kazanacağı parayı altı taksitle borçlanamazdı. Altı bin senedir ilk defa o saate, hem de yürüye yürüye evine doğru gitmeye başladı. Trafik lambaları çalışmazken, o yeşil lambadaki yürüyen adamdı.
 
Oflayıp poflarken yoldaki detayları, komik şekilli ağaçları, kediye kafa tutan saksağanı gördü – çok keyif aldı. Bu yürümeler, gülümsemeler falan hiç hayra alamet olamazdı, elektrikler kesilince galiba onda da bir kısa devre olmuş, seksen –doksan dakikadır bir twit bile atmamıştı –
2012 yılıydı ve galiba Mayalar haklıydı.
 
Derken bir at arabası belirdi. Bu gerçek olamazdı, bir oyuna fazla kaptırmış olmalıydı.
 
-  Atla gardaş…
 
Android bir bakış atıp bindi ona, oturdu arabacının yanında. Bir pala bıyıklı, ensesi kırış kırış arabacıya, bir ayaklarının altından geçen yola, bir de ata bakıyordu. Atın kuyruğuna, süslemelerine, birden durup yola pislemesine. Bir “Deeeeh!..” sesiyle tekrar ilerlemesine bakarken 6 yaşında bir çocuk halini alıyordu.
 
Bu nalların yolda çıkarttığı ritmik sesleri, arabanın gıcırtısını, arabacının “Çüüüüüş...”ünü, dudaklarını titreterek kişner gibi: “Brrrrrrrr…”ını hiçbir siteden mp3 olarak indiremeyeceğini biliyordu.
 
Evlerine yakın bir yerde indi; bir yandan yürüyor, bir yandan “şimdi tahta mandallarla yüksek gerilim hatlarına nasıl kocaman çamaşırların asılabileceğini” düşünüp sarı bir ikon gibi gülüyordu.
 
Kar yağıyordu. Geçen yüz yıldan beri selam vermemiş olsa da sitedeki komşularına, o şişko kardan adama kimseye çaktırmadan selam veriyordu. Acaba bu kardan adam hep var mıydııı, yoksa yolda hep telefonla konuştuğundan farkına mı varamamıştı???
 
Güneşin hep erken battığı koca bloklardaydı. Asansör çalışmıyordu, merdivenlerden çıkacaktı ve çıktı. O bacaklar ilk defa bu kadar çalışıp, bu kadar bir işe yaradı. Lastik izli göbeğinden bir miligram azalmış, kalp damarlarındaki tıkanma süreci 5-6 dakika duraklamıştı.
 
Kapının önüne geldiğinde harekete hassas ışık yanmamıştı – ama kapının dibinde ruha hassas bir mum vardı. Tepede zavallı bir akıllı sayaç ona bakarken, o kör güvenlik kamerasının önünde burnunu karıştırdı.
 
2 kısa tak, 1 kuvvetli tak’la kapıyı çaldı. Karısıyla evlenmeden önce de penceresini böyle parolalı çalardı. Şimdi her parola dendiğinde annesinin kızlık soyadının birinci ve üçüncü harflerini anımsıyordu. Zaten artık evlenmişti, öyle parolalara, bir yerlere kaçmalara, el ele yürümelere, bir duvarda ayakları sallamalara falan ne gerek kalmıştı?
 
Kapı bir düğmeye basılmadan elle açılmıştı, karşısında kişisel telefon sesi olmadan, “Slm” bile yazmadan, karısının ta kendisi vardı.
 
Ağlayabilirdi; sofrada bile mum vardı. Kimsenin bakabileceği bir ekran, yazabileceği bir klavye yoktu.
 
Elektrikli ocak, mikrodalga çalışmadığından ortalığı mangaldan yükselen nefis bir koku sarmıştı. Doğalgaz da olmadığından ev çok soğumuştu; elde mumlar, dolaptan baklava desenli kazaklar çıkartılıyordu.
 
O akşam konuştular;
o akşam ilk defa karşılıklı oturup bir ekrana bakmadan,
hatta tabaklarını alıp ayrı odalara kaçmadan konuştular,
konuştular, konuştular.
 
Yıllardır en sıcak gecesini yaşayan kaloriferlerin yanmadığı evde,
yemekten sonra da aynı odada oturdular;
aynı yatağa yatıp birbirlerine sımsıkı sarılarak ısındılar.
 
** ** **
 
O gece telefonlar değil,
ruhlar şarj edilmişti.
 
Ama sabah gözlerini açtıklarında hüzünle fark etmişlerdi;
başlarına elektriklerin kesilmesinden daha büyük bir felaket gelmişti.
 
Onlar ormandan odun kesme, kuyudan su çekme,
bir motifli kazak örme düşlerindeyken - düş bitmişti:
elektrikler geri gelmişti…
 
düş hekimi yalçın ergir    –    zemheri 2012

(Gelen e-postalardan biri....)

12 Aralık 2011 Pazartesi

Hayat der ki....


Hayat der ki ;
Sevdiğin insanda arayacağın ilk şey iyi niyet olmalıdır O yoksa başka özelliklerinin anlamı kalmayacaktır...

Hayat der ki ;
Dost dediğin sadece kötü gününde yanında olan değildir aynı zamanda sevincine de en az senin kadar sevinebilendir...

Hayat der ki ;
Başarmak için sıradan olandan ayrılmak zorundasın. Bırak insanların karsı duruşunu doğru bildiğine sarıl ısrarla...

Hayat der ki ;
Daha önce görmedğin biriyle karşılaştığında ilk dakikalara dikkat et O insanın pozitif yada negatif enerji veren biri olduğunu anlayacaksın...

Hayat der ki ;
Yaptığın seçimlerden dolayı başın derde girerse eğer ilk suçlaman gereken kişi sensin Sızlanmak ve başkalarını suçlamak yerine hatanı bulmaya calış...

Hayat der ki;
Bir yıkımla karşılaştığında yas tutma O yıkımına yap et öğretmenin haline getir...

Hayat der ki ;
Hedeflerin konusunda kararlı ol Engelleri düşünme Ya bir yol bul ya bir yol aç...

Hayat der ki ;
Kendini saygın bir birey haline getir Aksi taktirde boşuna beklersin başkalarının sana saygı duymasını...

Hayat der ki ;
Başına bir şey geldiğinde neden başkalarının değil de benim başıma geldi bu iş diye sızlanma durduğun yere bak...

10 Aralık 2011 Cumartesi

Usta ve Çırak


Usta bir ressamın öğrencisi eğitimini tamamlamış. Büyük usta, öğrencisini uğurlamış. Çırağına " Yaptığın son resmi, şehrin en kalabalık meydanına koyar mısın?" demiş.
" Resmin yanına bir de kırmızı kalem bırak. İnsanlara, resmin beğenmedikleri yerlerine bir çarpı koymalarını rica eden bir yazı iliştirmeyi de unutma" diye ilave etmiş. Öğrenci, birkaç gün sonra resme bakmaya gitmiş. Resmin çarpılar içinde olduğunu görmüş. Üzüntüyle ustasının yanına dönmüş. Usta ressam, üzülmeden yeniden resme devam etmesini tavsiye etmiş.

Öğrenci resmi yeniden yapmış.Usta, yine resmi şehrin en kalabalık meydanına bırakmasını istemiş. Fakat bu kez yanına bir palet dolusu çeşitli renklerde boya ile birkaç fırça koymasını söylemiş. Yanına da, insanlardan beğenmedikleri yerleri düzeltmesini rica eden bir yazı bırakmasını önermiş.
Öğrenci denileni yapmış. Birkaç gün sonra bakmış ki, resmine hiç dokunulmamış. Sevinçle ustasına koşmuş. Usta ressam şöyle demiş:
"İlkinde, insanlara fırsat verildiğinde ne kadar acımasız bir eleştiri sağanağı ile karşılaşılabileceğini gördün. Hayatında resim yapmamış insanlar dahi gelip senin resmini karaladı.
İkincisinde, onlardan müspet,yapıcı,olumlu olmalarını istedin. Yapıcı olmak eğitim gerektirir. Hiç kimse bilmediği bir konuyu düzeltmeye cesaret edemedi."

• Emeğinin karşılığını, ne yaptığını bilmeyen insanlardan alamazsın.
• Değer bilmeyenlere sakın emeğini sunma.
• Asla bilmeyenle tartışma

6 Aralık 2011 Salı

Sadece Türkler'in yaptığı davranışlar..


Sadece Türkler'in yaptığı davranışlar..(Hepsine ''Bende yaptım” diyeceksiniz:)
HER TÜRKÜN EVİNİN BUZDOLABINDA YUMURTALIK BÖLÜMÜNDE MUTLAKA YARIM LİMON VARDIR . KURUMUŞTUR BÖYLE.. BİLİYORUM SİZDEDE VAR..

1-)Dizilerdeki oyuncularla sohbet etme . " Gitme oraya gitme öleceksin" ve benzerleri.
2-)Yolda yuruyen arkadasinin ustune araba surmek
3-)Yemek sonrası, ıslak mendille eli silip, boşa gitmesin diye aynı mendille masayı ve ardından ayakkabıları silmek
4-)Misafirle otururken yapamadığı muhabbeti giderken kapı önünde yapmak
5-) Çorabının kirli olup olmadığını koklayarak anlamak..
6-)Bulmacalarda adam kadın farketmeden herkese sakal bıyık çizmek
7-)Misafirliğe gelen çocuğa ''Sen burda kal da bizim oğlumuz ol'' demek
8-)Şampuan bittiği zaman çoğaltmak için içine su dökmek
9-)Kafasına kuş şey ettiğinde ,gidip sanş oyunları oynamak.
10-)İçeri girdiğin de "geldin mi?" sorusuyla karşı karşıya kalmak
11-)Otobüste yaşlılara yer vermemek için uyuyor numarası yapmak
12-)Aynı denizin içinde hem yüzebilen, hem işeyebilen, hem sevişebilen, hem de balık tutup yiyebilen tek canlı
13-)Evde ailece izlenen film de öpüşme sahnesi çıktığında sessizlik hakim olur..
14-)Göremiyeceği halde geçen ambulansın içine bakmaya çalışmak.
15-)Dürümün son lokmasıyla ayranın son yudumunu denk getirmek.
16-)6 aydır fırçalanmayan diş dişçiye giderken ayıp olmasın diye mutlaka fırçalanır
17-)Bi şey ikram edilince kibarlık olsun diye "çok sağol" diyerek reddedip ısrar gelmeyince aç kalmak
18-)Olmayan bir şeyin yoklugunu sorgulamak -ekmek var mı? -yok – hiç mi yok ?
19-)Misafirlige gittigi evde havlu bulamayinca elini yuzunu kapinin arkasinda asili bornozlara silerler..

3 Aralık 2011 Cumartesi

Mevlana'dan...


Ulaşamayacağını bile bile neden O'nu arıyorsun? derler...

Bende derim ki; Ölecegimi bile bile neden yaşıyorsam,o yüzden...


(Hz Mevlana)


* * *

Eğer daima cennette olmak istersen, herkesle dost ol,
hiç kimsenin kinini yüreğinde tutma.
Düşmanını sevmek, düşmanının da seni sevmesini istersen;
kırk gün onun hayrını ve iyiliğini söyle, o düşman senin dostun olur;
Çünkü gönülden dile yol olduğu gibi, dilden de gönüle yol vardır...

* * *

Kendindendir çektiklerin gölgenden değil...
Ne yaptın da sana dönüşünü görmedin?
Ne ektin de ektiğini biçmedin?
Eylemlerin ruhundan ve bedeninden doğar...
Sonra da çocuğun gibi gelip eteğinden tutar..